2002 yılında, Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde yüksek lisans tezimi tamamladım. Konu: Video on Demand tabanlı uzaktan eğitim sistemi. YouTube'un kuruluşundan üç yıl önce, Netflix'in streaming'e geçmesinden beş yıl önce.
Sistem çalışıyordu. TCP, UDP ve kendi tasarladığım RDUP (Reliable UDP) protokolleriyle video akışı yapabiliyorduk. Öğrenciler video üzerinde belirli zaman damgalarına içerik ekleyebiliyordu—bu özellik bugün hâlâ YouTube'da yok. IEEE'de yayınlandı, akademik başarı tamam.
Peki ticarileştirdim mi? Hayır.
Çünkü 2002 Türkiye'sinde video streaming yapmak demek, astronomik bant genişliği maliyetleri demekti. Bir kullanıcıya 500 Kbps video akışı sağlamak, o dönemin Türkiye'sinde ekonomik intihar anlamına geliyordu. Aynı yıl, aynı teknoloji, Hollanda'da veya ABD'de olsa hikaye çok farklı olabilirdi.
Bu yazı, 20 yıl sonra hâlâ aynı yapısal sorunun devam edip etmediğini sorguluyor. Spoiler: Ediyor.
IXP Nedir ve Neden Önemlidir?
Internet Exchange Point (IXP), farklı ağların birbirleriyle doğrudan trafik alışverişi yaptığı fiziksel noktalardır. IXP olmadan, İstanbul'daki bir kullanıcı yine İstanbul'daki bir sunucuya erişmek için Frankfurt üzerinden geçmek zorunda kalabilir.
Düzgün çalışan bir IXP ekosistemi şu anlama gelir:
- Düşük gecikme: Trafik yerel kalır
- Düşük maliyet: Transit yerine peering (takas)
- Yüksek güvenilirlik: Birden fazla bağlantı seçeneği
Amsterdam'daki AMS-IX'e bakalım: 901 ağ, 70 ülkeden katılımcı, 14 Tbps tepe trafik. Frankfurt'taki DE-CIX: 1.100+ ağ, 18+ Tbps trafik.
Türkiye'de durum ne?
Türkiye'nin IXP Çölü
DE-CIX İstanbul—evet, Frankfurt'taki devasa borsayı işleten aynı Alman şirketi tarafından işletiliyor—sadece 69 ağ ve 377 Gbps tepe trafik barındırıyor. Frankfurt'un 50'de 1'i.
Yerli girişim TR-IX (Turkish Internet Exchange) daha da mütevazı: 14 ağ, toplam 295 Gbps port kapasitesi.
Bu rakamlar küçük bir Avrupa ülkesi için normal olabilir. Ama Türkiye 85 milyon nüfuslu, 1 trilyon dolarlık ekonomiye sahip bir G20 ülkesi.
Asıl sorun rakamlar değil. Asıl sorun kimin orada olmadığı.
Fil Odada: Türk Telekom
RIPE NCC'nin Kasım 2023 Türkiye raporundan bir alıntı:
"DE-CIX'in etki eksikliği dikkat çekici... Ülkedeki baskın sağlayıcı olarak [Türk Telekom'un] yokluğu, yerel peering durumunu açıkça büyük ölçüde etkiliyor."
Sabit genişbant pazarının %56'sını kontrol eden Türk Telekom, hiçbir Türk IXP'sinde yerli ağıyla mevcut değil. Turkcell Superonline ve Vodafone DE-CIX İstanbul'da var, ama "seçici" veya "kısıtlayıcı" peering politikalarıyla—yani rakiplerle trafik değişimi yapmıyorlar.
Neden? Çünkü mevcut yapı onların işine yarıyor.
Türk Telekom açık peering yapmayı reddedince, rakipler ya transit ücreti ödemek ya da pahalı uluslararası rotalar kullanmak zorunda kalıyor. Şirket, settlement-free peering'in ortadan kaldıracağı transit tabanlı gelir modelinden kazanç sağlıyor.
Tarihsel Zehirlenme
Türkiye'nin erken internet günlerinde, üç büyük ISP trafiği yerel olarak değil, ABD üzerinden transatlantik rotalarla değiştiriyordu. Bir ISP gönüllü olarak exchange noktası barındırmayı teklif ettiğinde, bu pozisyonu istismar ederek kendini "Türk İnterneti'nin merkezi" olarak pazarladı ve haksız rekabet avantajı elde etti.
Bu olay, Amsterdam ve Frankfurt'u başarılı kılan işbirlikçi modeli zehirledi. O günden beri, büyük oyuncular arasında güven yeniden tesis edilemedi.
Rakamlarla Tekel
Türk telekom pazarı sıkı bir oligopol olarak işliyor:
Sağlayıcı | Sabit Genişbant Payı | Altyapı Kontrolü |
|---|---|---|
Türk Telekom/TTNET | %55-56 | Fiberin %77'si |
Turkcell Superonline | ~%15 | TT altyapısını kiralar |
Vodafone Türkiye | ~%10 | TT altyapısını kiralar |
Diğerleri | ~%20 | Incumbent altyapısını kullanmak zorunda |
Türk Telekom 496.000 km fiber ile tüm rakiplerin toplamından (89.000 km) fazlasına sahip. TurkNet, D-Smart, Millenicom gibi alternatif ISP'ler var, ama müşteriye ulaşmak için Türk Telekom'un son mil altyapısını kullanmak zorundalar.
RIPE NCC analizine göre, Türk ağlarının %64'ü sadece BİR başka ağa bağlı—Çek Cumhuriyeti'ndeki %40 veya Polonya'daki %24 ile karşılaştırıldığında olağanüstü yüksek bir tek-bağlantı oranı.
Amsterdam Neden Başardı?
Amsterdam'ın avantajı 1988'de başladı—Hollanda, ABD'den sonra internete bağlanan ikinci ülke oldu. 1994'te AMS-IX, üyeleri tarafından sahip olunan tarafsız, kâr amacı gütmeyen bir dernek olarak kuruldu.
Bu yönetişim modeli, Türkiye'nin erken dönem girişimlerini zehirleyen rekabetçi oyunları ortadan kaldırdı.
Maliyet karşılaştırması rekabet açığını ortaya koyuyor:
Unsur | Amsterdam/Frankfurt | Türkiye (Tahmini) |
|---|---|---|
IP transit (100 GigE) | $0.05/Mbps | $0.15-0.25/Mbps |
IXP'de mevcut ağ sayısı | 1.000+ | ~120 |
Efektif bant genişliği maliyeti | ~$5/Mbps | ~$15-20/Mbps |
Amsterdam veri merkezleri 20 taşıyıcı-nötr tesis ve 2.000+ ağ hizmet sağlayıcısına erişim sunuyor. İstanbul'daki Equinix tesisleri yaklaşık 120 ağa bağlanıyor—15 kat daha az seçenek.
Hyperscaler'lar Neden Türkiye'de Yok?
Türkiye, AWS, Azure veya Google Cloud bölgesi olmayan en büyük 10 ekonomiden biri. Sadece Huawei Cloud'un İstanbul'da özel bir bölgesi var.
Bu bir tesadüf değil. Hyperscaler'lar altyapı ekonomisinin kendilerine avantaj sağladığı yerlerde inşaat yapar:
- Düşük gecikmeli içerik dağıtımı için yoğun peering ekosistemi ✗
- Güvenilir, rekabetçi enerji fiyatları ✗
- Taşıyıcı-nötr veri merkezi seçenekleri △
- Öngörülebilir düzenleyici ortam ✗
- Kritik kütlede kurumsal müşteri ✓
Türkiye birden fazla kriterde başarısız. Veri merkezi inşaat maliyetleri MW başına 8-9 milyon dolar—Avrupa ortalamalarından %30 daha yüksek. Enerji fiyatları sadece 2023'te %20 arttı.
AWS veya Google için, Türk müşterilerine Frankfurt'tan 30-50ms gecikmeyle hizmet vermek, yerel altyapı inşa etmekten ekonomik olarak daha mantıklı.
2002'den 2024'e: Ne Değişti?
Yüksek lisans tezimi yaptığım 2002'de, Türkiye'de video streaming ekonomik olarak imkânsızdı. Bant genişliği maliyetleri, herhangi bir tüketici uygulamasını öldürüyordu.
22 yıl sonra, yapısal sorun aynı:
- Türk teknoloji şirketleri Avrupa rakiplerine göre %20-40 daha yüksek altyapı maliyetleri ödüyor
- Getir, Trendyol, Insider gibi unicorn'lar hibrit barındırma stratejileri kullanıyor, önemli altyapıyı Avrupa bölgelerinden çalıştırıyor
- Türkiye'nin önde gelen bulut sağlayıcısı Bulutistan, müşterilere uluslararası bağlantı sunmak için Frankfurt, Londra ve Selanik'e genişledi
İnternet erişimi Türk tüketicilerine asgari ücretin %3.10'una mal oluyor—Almanya'daki %1.70 veya Fransa'daki %1.81 ile karşılaştırın.
VoD Tezimin Dersi
GitHub'da hâlâ duran VoD projeme bakıyorum bazen. 2002'de tasarladığım özelliklerden biri—öğrencilerin video üzerinde belirli zaman damgalarına zengin içerik ekleyebilmesi—bugün hâlâ hiçbir büyük platformda yok.
Teknoloji hazırdı. Vizyon vardı. IEEE'de yayınlandı.
Ama coğrafya kaderi belirledi.
Hollanda'da veya ABD'de olsam, belki şimdi çok farklı bir hikaye anlatıyor olurdum. Belki de bu yazıyı "nasıl video streaming şirketimi kurdum" diye yazıyor olurdum.
Bunun yerine, 20 yıl sonra hâlâ aynı yapısal sorunları analiz ediyorum. Ve Türkiye'deki her teknoloji girişimcisi, farkında olsun ya da olmasın, aynı görünmez vergiyi ödüyor.
Ne Yapılabilir?
Çözüm teknik değil, politik ekonomi meselesi. Baskın ISP'ler mevcut yapıdan fayda sağlıyor. Merkezi trafik mimarisi gözetim gereksinimlerine hizmet ediyor. Düzenleyici ortam, açık rekabet yerine incumbent koruması yönünde şekillenmiş.
Gerçekçi değişim muhtemelen şunları gerektirir:
- Hyperscaler baskısı: AWS/Azure/Google'ın yatırımı altyapı iyileştirmelerine bağlaması
- AB uyum gereksinimleri: Ticaret müzakerelerinin parçası olarak açık peering zorunluluğu
- Teknik topluluk gelişimi: TurkNOG 2023'te yıllar sonra yeniden canlandı, devamı gelmeli
- Bağımsız düzenleyici otorite: Politik kontrolden yalıtılmış BTK
Yapısal müdahale olmadan, Türkiye'nin internet altyapısı rekabetçi verimlilik yerine incumbent koruması için optimize edilmeye devam edecek.
Ve Türk teknoloji şirketleri bu tercihin bedelini ödemeye devam edecek.

